15 Ekim 2007 Pazartesi

Teyzemin Kayıp Kocası / İlyas Halil


………………..Şah Abbas otelinde kalıyorum. Odam suların fışkırdığı büyük havuzlu bir çay bahçesine karşı. Dışarda gökyüzünden çiçek dökülüyor. Bahçenin arıları Hazreti Nuh’un selden kurtarmak için gemisine aldığı böceklerin torunları. Kelebekler karıncalar kuşlar gemiye bindikleri günün sevincini sürdürüyorlar. Çiçekten çiçeğe koşuyorlar. Nuh’un gemisinde karaya oturduğu ilk günün bayram havası var..

………………..Salına salına gezen İsfehanlı güzelleri görmek için dışarı çıktım. Sevinçten her şeyi gözümde dev büyümüş. Masal dünyasının Parmak çocuğu gibi dev bugenvilyeler, kapı boyu karahindiba çiçekleri, dut ağacı boyunda papatyalar içinde buldum kendimi. İlk aksam binbir renge bürünmüş. Allar yangın, yeşiller zeytin, maviler meneviş. Bahçenin nerede bittiğini gökyüzünün nerede başladığını kestirmek güç. Çocuksal dünyama gençlik rüyalarıma döndüm. Bahçe rüzgarlı bir nisan sabahı çiçeklerin uçuştuğu dağ yamacı. Ahu gözlü selvi boylu genç kadınlarla dolu.

………………..Ağaçların arasından deruni bir ney sesi yükseldi bahçeyi sardı. Suların fışkırdığı havuza yöneldim. Havuz başında çay içen adama müziği sordum. ‘Asgo Mesg’ dedi ‘Birbirini kaybeden iki gencin aşkını anlatıyor. Aşk tılsımlı bir akşam başlar. İlk ay görünür görünmez çiçekler uyanır. Ask kanatlanır bahçeye yayılır. Aşkı buhurdanlıktan yükselen buhur gibi görmek esen rüzgarın uğultusu gibi duymak mümkün. Az sonra bu bahçede de gözlerinle kulaklarınla koklıyacaksın aşkı’. ‘imin şiirini okuyorsun’ dedim ‘Yok canim’ dedi ‘Şarkıdaki tılsımlı bahçeyi anlatıyorum’.

………………..Akşam yeni inmiş. Toprak yeni sulanmış. Yay bir ay belirdi gökyüzünde. Yasemin kokuları yanan odun dumanı kadar yoğun. ‘Bak’ dedi ‘Şarkıdaki gibi giz dolu bir alaca karanlık iniyor. İsfehan akşamı bu. Çiçeklerin insana dönüştüğü saat. Güller kasımpatılar dallardan kopar başlarına örtü çeker salına salına bahçede gezer dolaşır. Sabahlara dek şarkı söyler havuz başında çıplak dansederler. Ve güneşin ilk ışınlarıyla gül kızlar, kasımpatı delikanlılar geri çiçeğe dönerler.’

………………..'Polis genç kızların çıplak dansetmesine engel olmuyor mu?’ dedim. ‘Bilse olacak’ dedi. ‘İnsancıl gözden yoksun polisin bunu görmesine olanak yok. Bu tanrıyı görmeğe benzer. Tanrı her göze belirli değildir. Genç güzelleri çıplak görmek için kişinin sevgiyle bilinçli olması gerek. Öykünün yer aldığı yıl, yine böyle bir akşam ay ışınları bahçeye serpilince fidanlar çiçekler yeşil yapraklarından sıyrıldı çıplak kızlara ateşli delikanlılara dönüştü. Ancak o aksam her seferinden farklı olarak patlıcanlar patatesler de sihirli oyuna katıldılar. Domatesler kız patlıcanlar delikanlı oldu. Havuz başında sabaha kadar çırılçıplak dansettiler. Erguvan ağaçları şarap verdi. Sabahın ilk ışınları belirince doğuda üzgün gençler yaprakları çiçekleri giyinip kökenlerine geri döndüler. Kimi çiçek oldu eskisinden güzel, kimi patates oldu. Bu kez sihir yalnız çiçekleri değil gerçek kızları delikanlıları vurdu. Bazılarını patatese bazılarını iri domatese çevirdi. İsfehan uzun bir sure patates tarlası oldu. İşte dinlediğin şarkı patatese dönmüş bir kızın öyküsü.

………………..Konuştuğum adam kırk kırkbeş yaşlarında olmalı. Dilinden yabancı olduğu belli. Benimle dalga geçmiyorsa, kıyıda köşede unutulmuş bir şair olmalı.

………………..’Nerelisin?’ dedim. Güldü. ‘Hala Türk olduğumu anlıyamadın mı?’ dedi. ‘Sahi Türk müsün?’ dedim ‘Evet’ dedi. ‘Ne yapıyorsun burada?’ dedim. ‘Felek bizi bu patates tarlasına attı.’ dedi. ‘Ne yaparsın kaderde İsfehan varmış. Kişi alın yazısından kaçamıyor.’ ‘Adın ne?’ dedim. ‘Osman’ dedi. ‘Ne iş tutuyorsun?’ dedim. ‘Kızmıyacağını bilsem söylerim’ dedi. ‘Hoppala neden kızayım’ dedim. ’Enayi turistlere rehberlik ediyorum. Böyle diyince de kimi kızıyor kimi alınıyor.’ ‘Merak etme alınmam’ dedim. ‘Nerelisin?.’ ‘Hemkentliyiz’ dedi. ‘Üstelik aynı mahalleden olduğumuzu öğrendiğin zaman ne diyeceksin bilmem?. Ama akraba olduğumuzu duyunca eminim ki güleceksin.’ ‘Bu yargıya nasıl vardın?’ dedim. Yüzüme dikkatlice baktı. ‘Güneyli olduğun yüzünden akıyor.’dedi. ‘Tahminim doğru mu?’ dedi ‘Evet doğru’ dedim. ‘ama güneyde birkaç tane il ilçe var. Nereli olduğumu nasıl bulacaksın.’ ‘O iş kolay’ dedi. ‘Mersinli olduğun alnına yazılı.’ Merakım artmıştı. ‘Doğrusun’ dedim. ‘Eh’ dedi. ‘İlk sınavı atlattık. Dilinden Arapça bildiğini sezdim.’ ‘Evet bilirim’ dedim. ‘Şu halde’ dedi. ‘Mersinin bahçe mahallesinde oturuyordunuz.’ ‘İyi bir tahmin’ dedim. ‘Ama kim olduğumu bilmeden akraba olduğumuzu nasıl söyliyebilirsin?’ ‘İsin en kolay yönü bu’ dedi. ‘Duruma şöyle bak. Her ailede evlenmeden bir gün önce nişanlısı kaçmış bir Ayşe Teyze, veya evlendikten bir ay sonra kocası kayıplara karışmış bir Müjgan Hala vardır muhakkak. Yoksa bile mahallenin yakışıklı gencini elinden kaçırmış üzgün bir dayıkızı vardır.’ ‘Var diyelim’ dedim. ‘bunun seninle ne ilgisi olabilir?’ ‘Kayıplara karışmış Müjgan halanın kocası benim.’ dedi. ‘Dayıkızının elinden kaçırdığı yakışıklı alçak da ben. Gözün aydın en sonunda aksi Teyzenin kayıp kocasını buldun işte. Bana kayıp akraba denmez de ne denir?’ Güldüm. ‘Bak aziz dost’ dedim ‘evlenmemiş bir halam var, kadın doksan yaşında. Teyzemin kocasına gelince adam kaçalı yarım yüzyıl oldu.’ ‘Nasıl akrabam olursun?’ ‘Olurum’ dedi ‘Ben karısını nişanlısını bırakıp kaçan, olduğu yerde inşallah geberir kalır dedikleri akrabayım işte. Kış geceleri mangal başında oturup iki çocuğuyla yalnız kalan Emminin kızı Nemideyi düşündüğünüz zaman sövdüğünüz uğursuz herif karşında duruyor. Mahalle muhtarının o alçağı bir elime geçirsem bir kaşık suda boğarım dediği kişiyi yakaladın.’

………………..Baktım adamdan kurtuluş yok.’Haklisin’ dedim, akraba sayılırız. Söyle bakayım sana ne gibi bir yardımda bulunabilirim’. ‘Sağol eksik olma’ dedi. ‘Rehberiniz olmama müsaade ederseniz çok sevinirim doğrusu.’ Onun için tereddüt etmeden ‘Olur’ dedim ‘Nereleri görmemizi tavsiye edersin?.’ ‘Kentte görülecek birkaç önemli yer var’ dedi. Eski camileri, Kapalı Bazarı, ve özellikle Ermeni Katedralini görmenizi isterim.’

………………..Ertesi günü eski bir minibüsle yola çıktık. İsfehan göğü, yüzünü yeni yıkamış bir İskandinav güzelinin gözleri gibi mavi ve berrak. Yeni akrabam Osman neşeliydi. ‘Bugün ilkönce Ermeni mahallesini görelim’ dedi. ‘İran Ermenileri Anadolu Ermenilerine benzemez. Bunlar da benim gibi çirkin teyzeden kaçanlar. Yabancı yerde mutlu olacağını sanan uyurgezerler. Ermeni mahallesi, kentin sabah güneşinin geç doğduğu aksam geç battığı kuzey kesiminde. Dört yüz yıl önce Şah Abbas kentin ticaretini geliştirsinler diye yedi kez yedi kağnı arabasını yedi kez Ermenilerle doldurmuş, inekleri keçileri örs ve çekiçleriyle üflenen ney, çalınan setarlarıyla şarkılar söyliyerek düğün alayı gibi Anadolu’dan taşıyıp İsfahan ovasının sulak yerine yerleştirmiş. Şimdi mahalle kentin gözde bir semti. Yolları geniş ağaçları çiçek yüklü. Gelen Ermeniler şehrin yeni zanaatçıları olmuş. Nalbantlar at nallamış, kuyumcular güzellerin kollarını süslemiş. Kosker olanlar deri kösele dikmiş, demirciler kılıç sulamışlar dingil yapmışlar. Akılları sıra dörtyüz yıl burada barış içinde yaşadılar. Hali ticareti yaptılar. Ermenilikleri yok oldu. Acem kültürü içinde eriyip gittiler. Şimdi ne sevinmesini ne kızmasını ne de sövmesini biliyorlar.’

………………..Kilisenin kapısının önünde durduk. Büyük bir arsaya kurulmuş dört yani yüksek duvarla çevrili. Kapı kapalıydı. Osman zili çaldı. Karşılık alamadı. Kapının zilini çalmakta ısrar etti. Birkaç dakika sonra kamburu çıkmış yaşlı bir adam kapıyı açtı. ‘Kilise bugün ziyaretçilere açık değil’ dedi. Osman bizi gösterdi ‘Uzun yoldan geldiler’ dedi. ‘Ziyaretçilerin biri babasının ruhuma kilisede mum yakmak istiyor.’ Yaşlı Ermeni söylenene pek kulak asmadı. ‘Ölenin adını verin’ dedi. ‘Mumu rahmetlinin adına ben yakarım.’ Tanrı evi dua etmek istiyenlere nasıl kapalı olur diyecek oldum. Yaşlı adam o zamana kadar kapıyı yüzümüze kapatmıştı bile. Osman ‘Sizi başka bir kiliseye götüreyim’ dedi. ‘İki sokak aşağıda Küçük Kilisenin açık olduğundan eminim.’

………………..Küçük Kilise geniş bir avlunun ortasında eski bir yapı. Yamru yumru bir haç kulesi ve ucunda çanı. Avlu bomboş kimse yok. Osman Kilisenin kapısını yokladı. Kapalıydı. Avlunun sonunda papazın zangocun ve kilise bakıcıların sıra evleri duruyor. Açık kapının birinden içeri seslendi. Karanlık evden gözleri kamaşmış seksenlik denecek kadar yaşlı, yüzü kirli havlu gibi buruşuk, kısa boylu, güçlükle yürüyen bir kadın çıktı. Bize şaşkınlıkla baktı, ne istediğimizi sordu. Osman kadına kiliseyi görmek istediğimizi söyledi. Kadının canı sıkıldı. Karşılık vermeden geri döndü ayağını güçlükle sürüyerek evine doğru ilerdi. Kiliseyi görmeden gitmek istemiyordum. Kadının eline onbin riyal sıkıştırdım. Birden yaşlı kadın canlandı. Sıra evlerde oturanları dışarıya çağırdı. Sesi boru gibi çıkıyordu. Vahe Aram Vartan Mari diye isimler sayıştırdı. Birden karanlık evlerden otobüsten boşalan yolcular gibi insanlar çıkmağa başladı. Yaşlı adamlar küçük çocuklar fırladı. Bahçe kalabalıklaştı.

………………..Seksenlik yaşlı kadın onbin riyali cebine yerleştirdi. Osman ‘Bakın’ dedi ‘ölü sandığınız kadın nasıl canlanacak. Parayı kimseye kaptırmasın diye kaçıp gidecek. Allah bilir ya bir hafta kimseyle konuşmaz bu kadın. Burada parasız ve yaşlı olmak güç şey.’ Osmanın dediği gibi yaşlı kadın yaşından umulmıyacak enerjiyle yürüdü gitti. Evden çıkan baksa bir kadına ‘Takvi bacı Kiliseyi aç ziyaretçiler görmek istiyor’ dedi. Takvi yaşlı kadının canlı yürüdüğünü görünce yüklü bir bahşiş kopardığını anladı. Bana bak Aka Dudu dedi paranın üstüne yatmak yok. Bizi de göreceksin. Takvi eve kilisenin anahtarını getirmeğe gitti. O anda Aka Dudu kilise avlusundan çıkmış ara sokaklarda bir koşu gidiyordu. Takvi elinde eski bir anahtarla çıktı. Kilisenin kapısını açtı. Aka Duduyu görmeyince ‘Amanın Aka kadın parayla kaçıp gitti’ diye çığlığı bastı. Yaşlı kadının kaçtığını öğrenen kilise halkı Aka Dudunun peşine takıldılar. Zangoç bahçıvan kilisenin marangozu hep birlik olup dışarı fırladılar. Çığlığı duyan Ermeni kilise efradı çocuğu kolunda genç kadınlar yemek pişiren analar islerini bırakıp kadının peşine takıldılar.

………………..Bir anda kilise avlusu boşalmıştı. Kiliseye girdim. Kilisenin içi karalara bürünmüştü. İsanın ölüm günüydü. Çarmıhta ruhunu teslim etmişti.

………………..Tam ayrılmadan önce Osmanı kenara çektim. ‘Bak kardeşim tüm anlattıkların ilginç şeyler’ dedim. ‘Ama hala bir şeyi çözemedim. Mersinli olduğumu nereden anladın?’ ‘Bak bu olmadı’ dedi Osman. ‘Şimdi Mersinli olduğundan şüphe edeceğim. Kardeşim Mersinli olduğunu tahmin kolay bir iş. Yahu kişi salaklar gibi Mersin Odalar birliğinin rozetini takar da Mersinli olduğumu nasıl anladın der mi? Müsaade edersen dayının kızına haber salmak isterim.’ Osmanı gördüm de olduğu yerde senden daha perişan. Affederse şimdi yanına geri dönmeğe hazırım. Yazmak istiyorsa iste adresim.

...............

İlyas Halil
.

3 yorum:

akın dedi ki...

anlattıklarınız gğerçek mi..hikaye mi? anlayış kıtlığıma verin. ermeni yaşlı kadın bahşişi alınca kayboldu, evlerden çıkanlar onu aramaya peşine düştüler..öyle mi? el cevap...

12kosekose dedi ki...

hello to everyone who has blog.first I congratulate the blog owner.he is got excellent blog.actually I read all your articles from weary and your writing very attractive waiting to continue thanks
Sohbet Odalari Sohbet OdalariSeviyeli SohbetSeviyeli sohbet
sohbet Chat Sohbet chat chat siteleri
Bedava Sohbet bedava Sohbet sayfalari Sohbet Odalari
Chat chat chat odalari chat odalari
Sohbet et sohbet et chat yap chat yap
Cet cet çet çet sohbet odalarichat siteleri
Muhabbet muhabbet Sohbet sohbet
Dini Sohbet mynet sohbet mynet Sohbetdini sohbet
çet çet cinsel sohbet cinsel sohbet
Gabile sohbet gabile sohbet Sohbet odalari

Sinan dedi ki...

bedava chat - islami chat - islami sohbet - sohbet siteleri - dini sohbet - mynet sohbet - garanti arkadas - sohbet kanallari - mirc sohbet - chat siteleri - mirc indir - sohbet odalari - cinsel muhabbet - cinsel sohbet - seviyeli sohbet - sex chat - sohbet et - cinsel sohbet - sex sohbet - mirc - mirc indir - kamerali mirc - turkce mirc - sohbet siteleri - cet - chat kanali - chat kanallari - sohbet kanali - Video izle - izmir sohbet- porno - Film seyret - kaliteli sohbet - sesli sohbet - seviyeli chat