28 Mayıs 2007 Pazartesi

İsfahan... Dördüncü Gün...

Bugün İsfahan’da dördüncü ve son günümüz. Ve belki de benim en zor günüm. Birincisi ayrılık girdabına girip hüzne bulandım, dokunsalar ağlayacağım. İkincisi ısrarla görmeyi istediğim pek çok yeri henüz görebilmiş değiliz, bu nedenle telaşlıyım. Üçüncüsü dün halledemediğim CD kaydı ile uğraşmam gerek. Mecburen hafıza kartlarının ikisininden işime yaramayacağını düşündüğüm fotografları silip yanıma aldım, diğerlerini fotofrafçıya bıraktım; sonucun ne olacağını bilmediğim için endişeliyim.

Hacı köprüsünün yanındaki duraktan Gülistan-ı Şüheda (Şehitler Mezarlığı)’nın yakınına bir otobüs gidiyormuş. Bilet bulup atladık. Otobüste harici olduğumuzu anlayanların ilgi odağıyız. İngilizce bilenler konuşmaya çalışıyor. Türk olduğumuzu öğrenenince Türkçe bilenler hemen söze karışıyor. Anlaşacak ortak dil bulamayanlar merakla izliyor. Herkes yardım edebilir miyiz diye etrafımızda fır dönüyor. Mezarlığın yanındaki caminin rengarenk çifte minaresi görününce vardığımızı anladım, yolcular da uyardı otobüsten büyük bir tantana, nerede ise törenle indik.
İran insanı fotograf çekmeyi de çektirmeyi de sever. Genelde bizim fotograflarını çekmemize itiraz etmedikleri gibi, bizi fotograflamayı da istiyorlar. Daha çok bizimle fotograf çekilmeyi tercih ediyorlar. Ender olarak benim gibi “çirkinim, çekip de ne yapacaksın?” diyen çıkıyor çıkmasına da, rica ve ısrarımızı da boşa çevirmiyorlar. Ülkemizde ise bu ciddi bir sorun olabiliyor, özellikle yaşlıları çekiyorsak. İnsanların özeline girmekten başka bir nedenle, İslam'da suret sayağı nedeniyle. Ama İran’da böyle bir sorun nerede ise yok gibi. Zira Şii inancının cami ve türbeleri fotograflarla süslü. Oniki İmamlardan Hz. Ali, Hz. Hüseyin’e, hatta yanılmıyorsam Hz. Muhammed’e kadar kutsal kişilerin resmini görmek mümkün; halılarda, kartlarda.
Daha önce sözetmemiştim sanırım. Her gelişimde daha gelişmiş, daha bir çeki düzen verilmiş İran buluyorum. İlk gelişim 1993 yılındaydı. O zamanlar yol boylarında düzenli bir petrol istasyonu, sosyal tesis bulmak çok zordu. Şimdi ise hemen hepsi oldukça düzenli. Öyle ki ülkemizi bilenler 'sizde tuvalet Bir Dolar, bizde bedava' diye öğünüyorlar. Hakları olduğu halde 'sizde tuvaletler kirli, bizde tertemiz' demiyorlar.
İzleyebildiğim kadarıyla yenileme, onarım ve yeni yapımlar oldukça başarılı ilerliyor. Her şey bir yana yenileme projelerini imrenerek izliyorum. Geleneklerine bağlı olmanın bir sonucu belki. Bu duruma sevinçle, ama ülkemizin durumunu düşününce biraz da içim burkularak tanıklık ediyorum. Son günlerde Üsküdar meydanındaki Mimar Sinan yapısının hali tüp geçitin sondaj çalışmaları için bölmelerle kapatıldığıdan belki görülmüyor, ama restorasyon adı altında yapılan çalışmaların vahameti görmezden gelinecek gibi değil. Hemen bitişiğindeki tarihi çeşmenin yalağı çöplük olarak kullanılıyor, kabartmalı mermer yazıtları daha belirgin olsun diye yağlı boya ile renklendirilmiş, kimsenin aldırdığı yok.
Şehitler Mezarlığında da düzenleme çalışmaları sürüyor. Burası da bambaşka bir havaya bürünmüş. Evet değişmesine değişmiş, eskisi gibi değil; ama eskisinden daha düzenli, bakımlı, temiz. Henüz çalışmalar bitmemiş, ama bittiğinde iyi olacağı her halinden belli. Her mezarın üstünde kitabeli vermer. Her başlıkta bir fotograf. Başlığın yanında mutlaka çiçek için bir saksı veya vazo, pek çoğunun yanında da oturaklar bulunuyor. Daha önceleri böyle değildi. Mezarların üzerinde içinde anı eşyaları bulunan kutular, bayraklar da vardı. Açıkçası gözlerim bunları aramadı değil, neyleyim ki her şey bir arada olmuyor.

Burada birkaç anıtsal mezar da var. Kaynaklara göre Ayetullah Şems Abadi’nin kabri de buradaymış. Sıcak, yorgunluk; oturduk bir anıt mezarın karşısına dinleniyoruz. Değişik giysili genç bir kadın geldi. Hani sadece dinin gereği örtünenlerden değil, benim yönüm bu diye basbas bağıran cinsten, bizdeki gibi. Elde beyaz eldiven, sıkma başörtüsü, yerlere kadar simsiyah manto. Selamlaştık. Eh benim kadar da İngilizce biliyor, yani üç beş kelimecik. Sohbet farz oldu. İlerleyen dakikalarda, benim din ve devlet işlerinden, hatta dinin devlet işlerine karıştırılmasından anlamam dememe aldırmadı, elime dua olduğunu söylediği Arapça mı, Farça mı olduğunu bilmediğim fotokopiler tutuşturup, dine çağırdı. Yetmez gibi bir de adres aldı. Sanırım sonrasını kontrol edecek. Sözlerinde kibar bir uyarı var. Bu tür insanlarla bizde karşılaştığım oldu, İran’da olmadı, ne daha önce ne de daha sonra. Kadının fetvalarından zorlukla kurtulup, vedalaştık.

Hemen ilerideki rengarenk minareli camiye koştuk. Hani inansam diz çöküp, bizi böylelerinden koru diye dua edeceğim. Neyse ki bahçedeki mis kokulu çiçekler ve etkisinden kurtulamadığım çinileri izleyerek imamla sohbet, kadını da, kadının tavırlarından kaynaklanan ülkem için içimde oluşan karabasanları da unutturdu. Elbette ki kadının inancı değil beni rahatsız eden, sadece bunun tek doğru olduğuna dair saplantısı ve karşısındakilere bunu dikte etmesi. Herkesin inancına saygım olmasa ve farklılıkları öğrenmeye isteğim, niye koşturayım camilere, kliselere, havralara? Postu sererim Zayende’nin yamacına, gel keyfim gel.

Sunay Akın’ın ucunda hokka olduğundan söz ettiği Haliç kenarındaki cami hariç ki bugün onda da, tüm camilerimizin minare uçları gibi hilal vardır. Buradaki bazı minare uçlarında ise, yanılmıyorsam Hz. Fat(i)ma’nın kutsal eli var. İmamla dilimiz döndüğünce konuştuk. Öğrendik ki Allah harflerinin sembolüymüş. Ne bizi dine davet etti, ne fetva verdi.

Otobüsle buraya gelirken bir heykel görmüştüm. Kente dönerken onu fotograflamak istedim. Mezarlığa yakın bir dönelin içinde. Dönel çim ve çiçeklerle düzenlenmiş. Uzaktan fotografını çekmek yakınlaştırıcı objektifim olmadığı için sorun, ayrıca da yakından görüp, incelemek istiyorum. Çim ve çiçeklere zarar vermemeye çalışarak ve trafiğin yoğun akışında bir kazaya uğramadan içine daldım. Kar beyazı bir barış heykeli. Ellerinden biri göğe, diğeri yere bakan bu ilahi insan, ardında giysisinin uçuşan parçalarında ona eşlik eden kuşlarla birlikte adeta göğe yükseliyor. İki buçuk üç metre yüksekliğinde bir mermer kaide üzerinde, bir o kadar da kendisi; çok etkileyici... Henüz iki kare çekmiş, bu güzel yontuyu yorumlamaya çalışırken, onu yaratan güzel ellerin adını okuyordum ki bir genç “memnu” diyerek koşturdu. Elbette ki hiçbir ülkede bir heykelin fotografını çekmeme kimsenin itirazı olamazdı. Ne memnusu demeye kalmadan, biraz ilerideki kapının nizamiye girişi olduğunu anladım. Anlamsız yasaklar, yasakçı zihniyetler pek çok yerde aynı. Belki orada da bizde olduğu gibi askeri bölgelerde “fotograf çekilmez” tabelası vardı da ben görmemiş, gördüysem anlamamıştım. Desem ki fotograf ne ki, uydu görüntülerinden evlerimizin üstündeki kiremitleri sayabiliyorlar, fark etmezdi. Kapıdaki silahlı emir kulu, ben ise onun gözünde suçluydum.

On gün sonra yuvaya dönüp Defter’i açtığımda, o heykel fotografı altındaki "2007 Rumi Yılı" yazısıyla karşımdaydı. Kehribar kokulu okur ve yazarların mekanında.

Şehitler mezarlığı ile Hacı köprüsü arası birbuçuk kilometrelik bir yol. Bu yolu araçla dönmek yerine yürümeyi seçtik, adı rehber kitaplarda olmasa da yolun bize sunabileceği süprizlerin heyecanıyla. Yanılmamışız. Küçük ama bir o kadar ilginç cami ve eğitim kurumları ilginç mimarileri, özellikle renkli çinileriyle bizi şaşırtmaya devam etti.

İnanın bu mimari ve çini merakımın nereden geldiğini tam olarak bilemiyorum. Ne ürettim, ne üretebilirim, ne de bunun için çaba harcadım. Tek bildiğim en az insanlar kadar, ilginç yapı ve çinilerin de beni çok etkilediği. Bugün dinsel inancım yok desem de hacıların hafızın torunu diye bilinirim. Ailem dindardır. Babamın tarikatların ağına düşerek sonradan girdiği radikal dincilik girdabı bizi rahatsız etmeseydi, belki bugün ben de dini inanışa daha farklı bakıyor olabilirdim. Zamanında özel bir mimariye sahip bir köy evinde doğmuşum, gerçi büyükbabamın ölümüyle ev tamamlanamadan kalmış. Ben güzelliğini fark ettiğimdeyse özelliklerinin çoğunu kaybetmişti. Bir köy evinde bulunması zor olan toprak kase, küplerimiz ve porselen yemek kaplarımız vardı. Bu kap kacak bir bir kırılıp döküldükçe içimdeki bazı parçaların da onlarla kırıldığını sanırdım. Babaanneme nereden buldunuz bunları, kimselerde yok böyle şeyler dediğimde; büyükbaban şurda şu, burda bu var diyerek bizi bırakıp bırakıp gider, gelirken de bunları getirirdi, derdi. Köyümüz İstanbul'un bir ilçesinde olmasına rağmen Bindokuzyüzaltmışlarda bile sadece bir otobüs bölgenin insanını, hayvanını, eşyasını İstanbul'a götürüp getirir, onda bir sorun olunca vasıta bulunmazdı. Büyükbabam muhtemelen bu kap kacağı Bursa, Eskişehir, Kütahya gibi şehirlere yaptığı atlı yolculuklar sonunda getirmişti. Hiç biri tam takım değildi, sanki örnek olsun diye tek tek alınıp o kadar yollardan güçlükle getirilmiş parçalardı. Ne zaman sık görülmeyen bir çiniye, bir cam veya toprak kaba dokunsam, bilge olduğundan söz edilen hiç görmediğim bu insanın ellerine dokunuyor hissine kapılırım. Belki biraz da bundandır onlara ilgim.

Biz böyle şurada şu burada bu var diye dolaşırken sırt çantam yırtılmış, ufak tefek şeyler dökülmeye başladı. Yol üstünde bir terziye rastladık. Rica ettik, iki dakikada halloldu işimiz. Borcum dedim, bu kadar ufak işin borcu mu olur dendi.

Bazı camilerin yanında tahtalardan oluşturulmuş bir şey var. Ne olduğunu anlayamıyordum, bakıp düşünüyorum, mantıklı bir açıklama da bulamıyorum. Bir caminin önünde onları boyayan birine rastladık. İşaret dilinde, nedir diye sordum. Sorumu anladı. Birleştirdiği avuçlarını başının sağına yerleştirerek o yönde yere doğru eğilmek oldu yanıtı. Sonrasında doğrulup eliyle ufak işareti yaptı. Muhtemelen çocuk tabutunun taşındığı bir aksamdı. Renklerin, çiçeklerin nakışlandığı her şey, ucunda ölüm bile olsa, bu şiir ülkesinde şiirseldi; ya da ben öyle görmek istiyordum.

Dön dolaş geldik Zayendeye. Haci köprüsünün doyulmaz seyri her ışık koşulunda farklı görüntü veriyor. Çhubi köprüsünden karşıya geçtik. Nehir boyundaki heykelleri, yaşamı fotograflamaya çalışıyorum, ışığın sertliğine aldırmadan, anı niyetine. Biz rastlaştıklarımızın fotografını çekiyoruz, onlar bizim. Bu arada bazı yerlerde Zayende’nin eski duruluğuna sahip olmadığına, kirliliğin arttığına, bu atıkların koku oluşturduğuna tanık oluyorum. Küresel ısınma nedeniyle suların azalmasının da bunda payı olmalı.

İslam İnkilabı meydanına gelince fotografçıya uğradık. Henüz kayıt işleri tamamlanmamış. Bu akşam Şiraz’a geçeceğiz. Ve biliyorum ki burada bu sorunu çözümleyemezsem, durum Şiraz’da daha da zorlaşabilir. Sinir sistemim çöktü çökecek. Ben bu sinir bozukluğuyla koştururum ya Canciğer iyice yoruldu. Henüz Cuma camisini de göremedik. Bir otobüsle yakınına kadar gittik.

Cuma camisi (Ulu cami) buranın en büyük ve en görkemli yapılarından. Bin yıla yakın bir geçmişi var. Selçuklu mimarisi. Daha sonraları pek çok eklemeler yapılmış kendi döneminin özelliklerini taşıyan. Avluda bir sürü yığıntı, ciddi bir restarasyonun devam etmekte olduğunun kanıtı. Caminin mermer sütunları etkileyici. Ortam oldukça loş. Şaşırtıcı bir durum biz orada bulunduğumuz sırada bu bin yıllık anıtsal mabette bizden başka kimse de yok. Kaldığımız sürece de sadece bir iki kişi gelip namaz kılıp gitti.

Ali Minare Mescidi, Harun Vilayet türbesi, Nimurvand medresesi ve Hakim camisi, Bozorg (büyük) pazarı gezip, Mescit Meclisi Mezarı yanında Cuma mescidine (Adine camisi) vardık. Avlusunda onlarca kağıt ve renkli metal çiçeklerle süslü çelen. Çelenklerin üzerindeki yazıları anlayamıyoruz. Bazılarında ağlayan bir çocuk resmedilmiş. Bir çocuğun daha henüz yaşamı tanımadan öldüğünü düşünerek içimiz burkuluyor. Tekrar pazara dalıp İmam Meydanına geçiyor, akan yaşama tanıklık etmeyi seçiyoruz. Gün battıktan sonra Azadegan çayevinde akşam yemeğimizi yiyip, yeniden fotografçıya koşturduk.

CD kayıtları yapılmış. Kontrol sırasında çoğu fotograf açılmadı. Yetmez gibi üzerine not düşülmemiş, hangi fotograf hangi CD’de bilemiyorum. Ondört CD kaydı için Yirmi Dolar ödedim. Çoğu da bir işe yaramıyor. Bir ihtimal evimdeki bilgisayarda açabilirim diye bozuk olanları da atamıyorum. Böylece ağırlığım sürekli artıyor. Hafıza kartlarının tamamı dolu hangisini sileceğimi bilmiyorum. Sevgili şehrimden fotografsız dönmeyi düşünmek aklımı başımdan alıyor. Bu sonuç karşısında ölüp ölüp diriliyorum.

Hani nerde o yorulmak bilmez ben? Adım atacak halde değilim. Yetmez gibi trafiğin de en yoğun zamanı, taksi bulamıyoruz. Otobüsle vakit kaybedecek durumda değiliz. Zira biraz sonra Şiraz otobüsümüz kalkacak. Güçlükle özel bir araba bulup misafirhaneye vardık. Çantaları kaptığımız gibi yola fırladık. Neyse ki terminal için hemen araba bulduk. Hem de öyle bir sürücüsü vardı ki, geç kalma telaşımızı anlayıp bizden kimbilir ne kadar para koparacak diye düşünürken, verdiğimiz paranın üstünü kuruşuna kadar geri verdi.

Biliyorum bunca telaş boşuna, neyleyim ki hamurumda var, bir türlü değişmiyor bu durum. Rahat koltuklarımıza oturunca A.Kadir’den günümüz Türkçesiyle Mevlana’nın lirik şiiri dilime dolanıyor “Her gün bir yerden göçmek ne iyi / Her gün bir yere konmak ne güzel / Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş / .............”. Bakıyorum ki iç sesimle bile şiirin ritmini tutturamıyorum tekrarlamaktan vazgeçiyor; bu felsefik şiiri Ruhi Su’nun sesinden dinleyebilmenin özlemiyle uykuya dalıyorum...

Istanbul, 19.06.2007 – Fatma Özdirek
.

2 yorum:

12kosekose dedi ki...

hello to everyone who has blog.first I congratulate the blog owner.he is got excellent blog.actually I read all your articles from weary and your writing very attractive waiting to continue thanks
Sohbet Odalari Sohbet OdalariSeviyeli SohbetSeviyeli sohbet
sohbet Chat Sohbet chat chat siteleri
Bedava Sohbet bedava Sohbet sayfalari Sohbet Odalari
Chat chat chat odalari chat odalari
Sohbet et sohbet et chat yap chat yap
Cet cet çet çet sohbet odalarichat siteleri
Muhabbet muhabbet Sohbet sohbet
Dini Sohbet mynet sohbet mynet Sohbetdini sohbet
çet çet cinsel sohbet cinsel sohbet
Gabile sohbet gabile sohbet Sohbet odalari

Sinan dedi ki...

bedava chat - islami chat - islami sohbet - sohbet siteleri - dini sohbet - mynet sohbet - garanti arkadas - sohbet kanallari - mirc sohbet - chat siteleri - mirc indir - sohbet odalari - cinsel muhabbet - cinsel sohbet - seviyeli sohbet - sex chat - sohbet et - cinsel sohbet - sex sohbet - mirc - mirc indir - kamerali mirc - turkce mirc - sohbet siteleri - cet - chat kanali - chat kanallari - sohbet kanali - Video izle - izmir sohbet- porno - Film seyret - kaliteli sohbet - sesli sohbet - seviyeli chat